Alan Adı Uyuşmazlıkları

Alan Adı Uyuşmazlıkları

Bir şirket ya da marka için seçilen alan adı tam olarak ihtiyaç duyulan noktayı yansıtıyor ve marka kimliğinin niteliğinde ise bu alan adının alınmak istenmesi en doğal düşüncelerden bir tanesidir.  Ancak düşünülen web sitesi için alan adı daha önceden alınmışsa bu durum farklı olumsuzlukları beraberinde getirebilmektedir.

Web sitesi alan adları İlk gelen alır ilesi ile tahsis edilmektedir. Ancak bu durum tahsis edilen alan adlarının hukuka aykırı bir şekilde kullanılmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu noktada yaşanan uyuşmazlıklara Alan adı uyuşmazlıkları adı verilmektedir.

Boş bir alan adının bu kadar hızlı ve kolay bir şekilde alınması kötü niyetli başvuru sahiplerinin sayısını arttırmaktadır. Talep edilen alan adının başka bir kişi ya da kuruluşa ait bir isim, unvan ya da marka gibi tanımlayıcı şahsi ya da fikri mülkiyet hakkının birebir aynısını veya benzerini içermesi uyuşmalıkların ortaya çıkmasının başlangıcını oluşturmaktadır.

Alan Adı Uyuşmazlıkları Yeknesak Kuralları

24 Ekim 1999 tarihinde ICANN tarafından internet alan adı uyuşmazlıklarının çözümü için geliştirilen Alan Adı Uyuşmazlıkları Yeknesak Kuralları yayımlanmıştır. ICANN’e bağlı olarak internet alan adı tescil işlemlerini gerçekleştiren her kuruluş ve bu kuruluşlardan doğrudan hizmet alan her gerçek ya da tüzel kişi, yönetmelik ile birlikte gelen kurallara tabidir.

İnternet alan adı ile ilgili haklarının ihlal edildiğini düşünenler, internet alan adlarının kendi taraflarına transfer edilebilmesi ya da internet alan adının hükümsüz kılınması için UDRP kapsamında, uluslararası bir çözüm yolu ya da özel bir başvuru yöntemi olarak kabul edilen bir kurum ya da kuruluşa başvuruda bulunabilmektedirler.

Alan Adı Uyuşmazlıkları Başvurusu İçin Neler Gereklidir?

Alan adı uyuşmazlıkları, sebebi ile haklarının ihlal edildiğini düşünen kişilerin uyuşmazlık çözümlerine başvuruda bulunabilmesi için;

Söz konusu olan alan adının sahip olunan ya da ticarette kullanılan marka, işletme adı, ticaret unvanı ya da diğer tanıtıcı işaretlerde benzer ya da aynı olması gerekmektedir.

Alan adını tahsis ettiren tarafın bu alan adı ile ilgili yasal bir hakkının ya da bağlantısının olmaması gerekir.

İlgili  alan adının, sahibi tarafından kötü niyetle tahsis edilmesi ya da kullanılması gerekir.

ALAN ADI UYUŞMAZLIKLARINDA ( UDRPS) İSPAT KÜLFETİ

Alan adı uyuşmazlıkları (UDRPs) kapsamında yapılan bir başvuruda, başvuru için gerekli olan şartların varlığını ispat davacıya aittir. Bu kapsamda davacı;

· alan adının, tescil edilmiş marka hakkı ile aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu;

· Davalı tarafından mezkur alan adı üzerinde herhangi bir yasal ya da meşru hakkının bulunmadığını;

· Alan adı tescili ile alan adı kullanımının kötü niyetli olarak gerçekleştirildiği

hususlarını ispatla mükellef olacaktır. Davacı bu şartları ispatlamadıkça, alan adı uyuşmazlıkları kapsamında lehine kadar verilebilmesi mümkün olmayacaktır. Ancak bu kuralın yeknesak olarak uygulanması uygulamada bazı ispat sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle özellikle olumsuz bir durumun ispatına ilişkin olan; “davalının yasal ya da meşru hakkının olmadığını ispat” hususunda, ispat hususu açısından birtakım farklılıklar getirilmektedir.

Bu noktada, her bir madde için aranan ispat yüklerini tek tek incelemek gerekirse;

a) Alan adının, tescil edilmiş marka hakkı ile aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzer olması:

Bu hususta marka hakkı sahibinin ispat yükü açık ve basittir. Burada davacı, mezkur alan adı ile marka hakkının aynıyet arzetmesi halinde herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Bu durumda marka ile alan adının aynı olduğu kolaylıkla tespit edilebilir. Ancak;

Alan adının marka hakkı ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu durumlarda; davacı marka hukuku kapsamında, alan adının marka hakkına ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu ispatlamak durumunda kalacaktır. Bu halde ayırt edilememe kavramı dar olarak değil geniş bir şekilde yorumlanacaktır. Dolayısıyla; alan adı ile marka hakkı arasındaki benzerlikte esas alınacak kriter normal algılama seviyesine sahip bir kişinin söz konusu alan adı ile marka arasında bir benzerlik ya da ilişki kurabilme durumu olacaktır. Yoksa, alan adının uzman kişilerce dahi ayırt edilemeyecek kadar benzer olması şartına gerek yoktur. İlk bakışta, normal algılama seviyesine sahip bir nihai kullanıcının iki unsur arasında benzerlik kurabilmesi işbu şart için gerekli ve yeterlidir.

Alan adının, marka hakkının yanında başkaca unsurlar içermesi ya da marka hakkıyla görünüş ve okunuş biçimiyle benzerlik göstermesi durumunda davacı alan adı ile marka hakkı arasındaki benzerlik unsurunu ispatlamış sayılacaktır.

b) Davalının alan adı üzerinde yasal ya da meşru bir hakkının bulunmaması:

Alan adı uyuşmazlıklarında; ispat açısından belki de en zor olanı bu madde olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada davacı; olumsuz bir durumu yani var olmayan bir şeyi ispatlamaya çalışmaktadır. Bu halde, davacı hakkında ispat kuralını istisnasız bir şekilde uygulamak ciddi hak kayıplarına sebep olabilecektir. Dolayısıyla, burada bir sınırlama getirilmiş ve davacının, bu madde kapsamındaki ispatı ilk görünüş olarak ispat etmesi halinde üstüne düşen yükümlülüğü yerine getirmiş sayılacaktır.

Bu kapsamda ispat yükü yer değiştirecek ve davalıya geçecektir. Davalı bu durumda; herhangi bir yasal ya da meşru bir hakkının mevcut olduğunu ispat edecektir. Yani burada davalı olumlu bir durumu ispat etmekle yükümlü kılınmıştır. Bu kapsamda ispat yükü olumsuz durumdan olumlu duruma dönmekte ve davacıdan davalıya geçmektedir.

Eğer davalı tarafından alan adı üzerinde meşru ya da haklı bir sebep bulunması halinde; ispat yükü bu kez kesin olarak davacıya geçecek, davacı bu halde; belirtilen meşru hak ya da sebebin aslında geçerli olmadığını ispat etmekle yükümlü olacaktır. Burada aranan ispat yükümlülüğü artık ön görünüş değil kesin ve kati bir derecede olacaktır. Artık somut deliller nezdinde davacı, niçin davalı tarafından ispatlanmış meşru ya da geçerli sebebin aslında meşru ya da geçerli bir sebep olmadığını ispatlaması gerekecektir.

c) Alan adının tescilinin ve kullanımının kötü niyetle yapılması;

Davacı, alan adı uyuşmazlıkları kapsamında ispat etmesi gerekli son husus; alan adının tescili ve kullanımının kötü niyetle yapıldığının ispat edilmesi hususudur. Fakat uygulama açısından konu yazıldığı kadar kolay değildir. Uygulamada bazı hakemler tarafından tek bir durumun varlığı halinde – kullanma ya da tescilin kötü niyetli olması – gerekli ispat şartının gerçekleştiği hususunda kararlar bulunmaktadır.

Alan adının tescil edilmesi açısından değerlendirilmesi gereken konu; alan adı tescil edilirken, alan adı sahibinin kötü niyetli olması durumudur, sonradan bu durumda meydana gelen bir iyileşme ya da alan adının sonradan iyi niyetli olarak yenilenmesi halinde iyi niyetin varlığından bahsedebilmemiz mümkün olmayacaktır. Özellikle, alan adlarının, marka hakkının tescilinden sonra alınmış olması kötü niyet açısından en çok rastlanan örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak sadece bu durum yeterli değildir ve aslında her iki kavramın ispat yükümlülüğü açısından tek bir kavram olarak düşünülmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda alan adının, haksız olarak kullanılması da şart olarak aranmaktadır. Ancak, davalının niyetiyle ilgili bir hususu ispatlamakta karşılaşılan güçlükler sebebiyle; davacı bazı durumların varlığını ispatlaması halinde, ancak bunlarla da sınırlı kalmamak kaydıyla, davalının kötü niyetli olduğunu ispatlamış sayılacaktır. Bu halde;

·  Bir başka kişiye ait markanın aynı ya da ayırt edilemeyecek kadar benzer alan adının maliyetinin çok üstünde satılmaya çalışılması,

·  Marka hakkı sahibinin; markasını içeren alan adını kullanılmasını engellemek

·  Piyasada rakibi olan bir kuruluşun markasını, işlerini bozma amacıyla tescil ettirilmesi,

·  Tescil edilen alan adını kullanarak, internet kullanıcılarını başka bir internet sitesine yönlendirmek ve bundan ticari menfaat elde etmek.

Bu sayımlar tahdidi olarak ( sınırlı sayı) gerçekleştirilmemiştir. Farklı durumların varlığı halinde de alan adı kullanımının kötü niyetli olduğu ispatlanabilir.

Ancak alan adının tescil edilip hiçbir şekilde kullanılmadığı durumlarda bu konu nasıl çözülecektir. Bu duruma en güzel örnek alan adının tescil edilip park edildiği haller oluşturmaktadır. Bu durumda UDRPs kapsamında pasif kullanım suretiyle ihlal kavramı ortaya çıkarılmış ve bu şekilde gerçekleşen alan adı ihlalleri sebebiyle de haksız kullanımın gerçekleştiği kabul edilmiştir. Özellikle tanınmış markaların alan adlarının hak sahibinden önce tescil edilip ticari bir değer karşılığında satılmaya çalışılması durumu ve bu süreçte bahsi geçen internet sitesinin hiç kullanılmaması ya da başka bir siteye yönlendirilmesi konuya verilen en klasik örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dolayısıyla;  bu madde kapsamında tescil edilme ve kullanım ayrı ayrı kavramlar olarak değil bir bütün olarak değerlendirilmeli ve buna göre hep birlikte bir karar verilmesi gerekmektedir.